PANDEMİ SONRASI SPORUN GELECEĞİ



Şu günlerde hepimiz endişe içinde kendi derdimize düştük. Yaşadığımız dünyanın yakın gelecekte neye benzeyeceği konusunda fikir yürütecek halde değiliz. Ne yeterli bilgimiz var ne de daha önce buna benzer bir tecrübe yaşadık.

Ancak benzeri afetlerde toplumların farklı refleksleri olduğunu gözlemleme şansımız oldu. Örneğin Çernobil, 11 Eylül, depremler, iç savaşlar, sınır savaşları, terör olayları gibi ders çıkartılacak acı tecrübelerimiz var.  Hatta bunlara yaşadığımız onca ekonomik krizleri, siyasi çıkmazları, askeri darbeleri de ekleyebiliriz.

Bütün bunları toparlarsak kendimizi çok tecrübesiz hissetmeyelim. Günlük olaylardan şöyle bir adım geri çekilip büyük resme baktığımızda bundan sonra belki neler olacağını değil ama neler olması gerektiğini düşünebiliriz.  

Yetmiş yıllık hayatının altmış dört yılını aktif spor içinde geçirmiş biri olarak sizlerle paylaşmak istediğim bazı düşüncelerim var.


 

Medyada takip ettiğiniz gibi şu günlerde spor dünyasında en çok konuşulan konu profesyonel futbolcuların astronomik gelirlerinden feragat etmesi. Konu iflas etmek üzere olan kulüplerin birinci problemi olarak medyada detaylı olarak mercek altında tutuluyor, ilginç yorumlar yapılıyor. Örneğin yıllık beş milyon euro olan maaşından belli bir yüzde indirimi kabul eden topçu kahraman ilan ediliyor. Halk da bunun adının “fedakarlık” olup olmadığını tartışıyor.  

Gerçek olan bir şey varsa o da ülkemizdeki spor endüstrisinin profesyonel futbol ve basketbol branşlarının bu pandemide en çok yara alacak sektörler olduğudur. Çünkü futbol da basketbol da eskisi gibi üretici olmaktan çıkıp yabancı transferlerle yaşayan gösteri sporu haline dönüştü. Bu çarkın dişlilerine takılarak yetiştirici özelliğini kaybederek transferlerle yaşamaya çalışan kulüpler çok zor günlere doğru gidiyorlar.

Topçu, fedakarlık (!) yaparak beş değil de üç milyon almaya razı olsa ne faydası var? Kasada para olmayınca üç ile beşin farkı kalmıyor ki…


Peki ne yapmalı?

Bence henüz kulüplerin radikal kararlar alarak batmaktan kurtulma şansları var. Kontratı biten sporcuları ile yolları ayırıp kendi öz insan kaynakları ile sporcu yetiştirmeye odaklanmak zorundalar. Aksi takdirde bu branşlarını kapatmak zorunda kalacaklar ve bu kaçınılmaz son çok yakında gerçekleşecek.

Futbol ve Basketbol dışında birçok spor branşı barındıran kulüplerde zaman zaman ortaya atılan “Amatör Şubelerin Kapatılması” konusu gene gündeme gelebilir. Bu genellikle profesyonellerde gerçekleşen transferlerden para kazanan menajerler tarafından körüklenen bir fikirdir ve bazı yarı bilgili insanlara mantıklı gelebilir.


Ama gerçek çok farklıdır. Bir amatör şubenin yıllık bütçesi o astronomik değer biçilmiş topçunun üç aylık maaşı kadardır. Dikkat ederseniz transfer parasından hiç bahsetmedim bile. Sadece bir kişinin üç aylık maaşı ile bütün bir amatör şubenin bir yıllık bütçesini kıyasladım.

Dikkatli incelersek Türkiye Spor Tarihinde yerini almış köklü kulüplerimizin amatör şubelerinden yetişmiş olan sporcular ülkemizin spor tarihini oluşturur. Gençler buna inanmayabilir ama spor tarihimizin en önemli isimleri arasında o tarihlerde amatörce futbol, basketbol oynayan efsane sporcularımız vardır. Onlar bizim spor dünyamızın kilometre taşlarını teşkil ederler. Üstelik sadece üç büyükler değil, İstanbul’un ilçelerinde, Anadolu’nun her yerinde bundan çok yıllar önce kurulmuş adını bile duymadığınız spor kulüpleri ülkemizin spor tarihinin sayfalarını doldurur. Onları kapatmak Türk Spor tarihinin köklerine indirilmiş bir baltadır.



Biz eski günleri hatırlayan sporcular, şimdi hayatta olmayan eski kulüplerin sporcuları ile yaptığımız yarışları düşünür üzülürüz.

Şube kapatmak, cahilce kararlar alıp kırıp dökmek yerine daha akıllı olmak zorundayız. Yaşamakta olduğumuz krizi iyi yöneterek buradan ülke sporuna uzun vadede fayda sağlayacak kararlar alabiliriz. Olaylar bizi çok önceden beri yapmamız gereken bir yöne götürüyor, orada sihirli bir sözcük bizi bekliyor: ALT YAPI.

Bu günlerde yaşadığımız maddi manevi tüm krizleri atlatabilmenin tek çıkış yolu kendi öz sporcu kaynaklarına dönmektir. Umarım batı dünyasındaki başarılı Alt Yapı modelleri örnek alınarak doğru adımlar atılır.

Özellikle Belediyelerin amatör branşlara daha çok destek olması, yöresel olarak iklim ve coğrafyanın getirdiği özellikleri kullanarak o branşlarda atılım yapmasının tam vaktidir.   

Celal Gürsoy

20.04.2020

 

Diğer ANILAR-YORUMLAR

Image

KÜREK TARİHİNDE EN YAKIN BİTEN 2+ YARIŞI

İki Tek Dümencili teknesi 1992 Barcelona Olimpiyatında son kez yarıştı ve olimpik sınıftan çıkartıldı. Artık sadece non-olimpik yarışlarda izlenebiliyor. Bu tekne sınıfının en çekişmeli yarışı 1989 yı...


Image

F.I.S.A. da Nasıl Görev Alınır?

Dünya küreğini yöneten Uluslararası kürek federasyonu (FISA) ya üye 153 ülke bulunmaktadır. FISA nın 153 üye ülkesi her yıl ordinary kongrede ve her 4 yılda bir olimpiyat oyunları sonrasında yapılan e...


Image

BİR YORUM: SPORDA DİSİPLİN

Antrenman gurubumdan bir kaç kişi değişik zamanlarda uyguladığım askeri disipline hayran olduklarını, bu müthiş disiplinli ekibin bir parçası olmaktan dolayı çok mutlu olduklarını söylemişlerdi. Ne de...


Image

BİR YORUM: SPOR AHLAKI

Ulu Önder Atatürk’ün bundan yıllar önce söylediği ünlü “ben sporcunun, zeki, çevik ve ahlaklısını severim” cümlesini ne zaman hatırlasam aklımdan şöyle bir düşünce geçer: o zamanda Ulu Önder “ahlaklı”...


Image

YÜZ YIL SONRA KAZANILAN İKİNCİ ALTIN MADALYA

1912 Stockholm Olimpiyatı Sekiz Tek Kürek yarışında birinci olan İngiliz ekibinde Isle of Man adasında doğan Sidney Swann da yer almıştı ve bu başarısı ile “Manx” (Isle of Man) Man Adasından o tarihe ...