EVİNİ ÖZLEYEN DEV

Frankfurt’ta ilk sezonu başarılı bir şekilde kapatınca çevremizdeki kulüplerden birçok sporcu Germania kayıkhanesine gelmeye başladılar. Almanya’da daha önce hiç bilmediğim bir uygulamayla tanışmıştım. Aktif sporcu olmak isteyen sporcular sezonun başladığı bir tarihte kayıkhanede düzenlenen ciddi bir törenle o sezon yarışçı olarak antrenörlerin ve idarecilerin ön görecekleri bütün antrenman ve yarışlara katılacaklarına ant içiyorlardı. Buna neden gerek duyulduğunu sorduğumda enteresan bir cevap almıştım. Meğer antrenmanlar ağırlaşınca bazı sporcular “ben vazgeçtim” diyerek tekrar hobi kürekçiliğine geri dönüyorlarmış, bunun için antrenörler çocuklar kaçmasın diye gereken ağırlıkta çalışma yaptıramıyorlarmış. Hatta yakın geçmişte bazı ekipler “biz Almanya Birinciliğine gitmek istemiyoruz, sadece Bölgesel Yarışlara katılmak istiyoruz” diyerek kolaya kaçmış, antrenörlerin ve idarecilerin planlarına karşı çıkmışlar. Bu egoist, rahata kaçan tutuma karşılık bazı kulüpler de sporcularına sezon başında söz verdirerek onlara sosyal toplum içinde böyle bir sorumluluk yüklemeye çalışmışlar.



Resim: Frankfurter Rudergesellschaft Germania 1869 binasının havadan görünüşü

İşte 80 yılında sezon sonunda kayıkhaneye gelen kürekçilerden biri de yakın geçmişte kulübünü böyle yarı yolda bırakan biriymiş. Çok iri yapılı, uzun saçlı, sakallı, kulağında bir küpe taşıyan havalı ama atletik bir tipti. Adı Peter’di. Dış görünüşüne bakarak onu kafamda hemen elimdeki elemanlardan biriyle iki tek dümencili teknesine yerleştirmiştim ama anlatılanlara göre çocuk sabıkalıydı. Zora gelemeyen, isyankar bir karakteri vardı. O sıralarda Almanya içindeki yarışlar çoktan bitmiş, milli takımlar kampa alınmışlardı. İki hafta sonra Münih’te Dünya Şampiyonası yapılacaktı. Kürekçilerimin birçoğu o yarışları seyretmek için hazırlık yapmış, ortak arabalar kiralamış ve kalacakları yerleri çok önceden ayarlamışlardı. Bu çocuk biraz ortada kalmış ve tedirgin durumdaydı. Ben final yarışlarına sabah erkenden yola çıkıp gidecek, akşam da geri dönecektim. İsterse benimle gelebileceğini söyledim. Biraz çekinerek kabul etti. Benzin parasına ortak olması gerekmediğini açıklayınca yüzünde bir rahatlama ifadesi oluştu ve daha hevesle geleceğini söyledi. Artık Almanları tanımıştım!

Anlaştığımız gibi sabah erkenden kayıkhanenin önünde buluşup yola çıktık. İlk kilometrelerde hiç konuşmadı. Baktım o başlamayacak ben başladım. Ona geçtiğimiz sezonda karşılaştığım problemlerden bahsettim, sporcularımın özellikleri hakkında fazla açık vermeden daha çok ekipler ve yarışlar hakkında anektodlar anlattım. Münih’e vardığımızda o da kendisi hakkında biraz konuşmaya başladı ama çok bilgi vermiyordu. Çekingen davranıyordu. Yarışları seyrettik, Germania’lılarla buluştuk. Yarış aralarında ben antrenör kartımın yardımıyla sadece yarışçıların geçebileceği bölgelerde dolaştım. Yanımdan hiç ayırmadığım çelik metrem ve not defterim ile tekneleri, kürekleri ölçtüm, notlar aldım. Tanıdıklarla konuştum. Peter uzaktan dikkatle beni izliyordu. Öğlen hep birlikte sosisli sandviçlerimizi yedik. Çevreden bir sürü antrenör ve sporcu gelip Peter’e nasıl olduğunu, ne yaptığını soruyorlardı. Tanınmış bir tip olduğu belliydi ama daha problemi çözememiştim. Akşamüstü yarışlar bitince kapanış partisine de katılıp sonra arabaya binip dönüş yoluna geçtik.



Resim: Germania'nın Main Nehri üstündeki tekne indirme 

Daha ilk kilometreden başlayarak hayatındaki problemleri anlatmaya başladı. Yarı yola geldiğimizde babasıyla olan çekişme hariç birçoğuna çözüm bulmuştuk. Asıl problem orada yatıyordu. Evden ayrılmış yalnız yaşıyordu ama o dev gibi adam evini özlüyordu. Babası anladığım kadarıyla da tam bir taş kafaydı. Frankfurt’a yaklaştığımızda Peter’le ne yapacağımı bulmuştum. Daha önce Galatasaray’da da buna benzer birkaç vaka çözmüştüm, hem de ne sporcu ne de ailesi fark etmeden. Onu antrenmanlara başlattım. Saçlarını sakallarını kesti, küpeyi çıkarttı. Babasını bir süre aramamasını, sadece kulüpteki yeni pozisyonuna konsantre olmasını istedim. Ne dersem yapıyordu. Babasına kendisini ispat edecekti ve ben ona bunu sağlayacak son şansıydım. Bir süre ön plana çıkmaması gerekiyordu. Yemin törenine katılmasına gerek olmadığını söyledim. Kulüp idarecileri biraz homurdandılar ama bir planım olduğunu anlamışlardı. Peter’le kurmak istediğim iki tek dümencili hayalimden birkaç antrenman sonra vazgeçtim. Hamla çekebilecek bir tip değildi. Görev adamıydı. Bir teknenin ortasına oturtup tekneyi taşıttırabilirdiniz. Ben de öyle yaptım. Dört çifte ekibinde teknenin ortasına oturttum. Uzun süre sabırla teknik çalışmalar yapmam gerekti. Fazla kuvvetliydi ve bunu kontrol edemiyordu. Çift kürek çekebilmek için tek kürekte asıldığı gibi kuvvet kullanamayacağını anlattım. Hissederek kürek çekmesini öğrettim. Son beş yüz metreye geldiğinde hala kendini çok kuvvetli hissediyorsa isterse tekneyi sırtlayıp götürebileceğini anlattım.

O zor ve hassas antrenmanları bütün Frankfurtlu diğer kürek kulüplerinin sporcuları da nehrin ortasında durup seyrederler sonra aynısını yapmaya çalışırlardı. Müthiş hızlı bir dört çifte ekibi yaratmıştım. Biz antrenmanda Main Nehrinin ortasından lokomotif gibi geçerken diğer kulüp tekneleri de hızları yettiği kadar bizi takip etmeye çalışıyorlardı. Sonunda sıra Hessen Şampiyonası gününe geldi. Yarışta birinci gün yapılan elemelerden geçip direk finale kaldılar. Cumartesi akşamüstü Peter’in haberi olmadan babasına telefon ettim, oğlunun Hessen Şampiyonasında Senyör A Klasmanında Final hakkı kazandığını anlattım ve yarışa davet ettim ama bir şartla: Yarıştan önce kendisini Peter’e göstermeyecek ve konuşmayacaktı. Benim şartlarıma çok bozuldu. Homurdandı, bir şeyler söyledi tam olarak anlayamadım, çok da umursamadım. Tanımadığı birisinin oğlu ile arasına girmesine ve bir takım şartlar ileri sürmesine kırılmıştı. Kırılmalıydı da. Sanırım o gece baba için uzun bir gece oldu.

Dört çifte, finalde çok zor bir yarışı birinci olarak bitirdi. Kıyıdakiler gerçekten de Peter’in tekneyi son beş yüz metrede aşırı bir güçle nasıl taşıdığına şahit oldular. Çevremdeki antrenörlerden birkaç tanesi yavaşça yanıma gelip o çocuktan bunu çıkartabildiğim için tebrik ettiler. Tek başına yaşayan yabani bir sporcuyu kalabalık bir ekibin içine monte etmiş ve kahraman yapmıştım. Asıl sürpriz yarış bittikten sonra teknenin iskeleye yanaşması sırasında yaşandı. Baba yavaş yavaş iskeleye yürüdü, eğilip Peter’in küreğini tutup elleri titreyerek tekneyi kıyıya çekmeye çalıştı. Baba oğulun birbirine sarılması unutulacak gibi değildi. Peter’in kız arkadaşı koluma girip ağlamaya başladı. Herkesin sinirleri boşalmış gibiydi. O gün aldığım tebrikler çok anlamlıydı. Olay mutlu sonla bitti. Baba durumu anlamıştı. 21 yaşına gelmiş dev gibi oğlu onu özlüyor, kendisine önem verilmesini istiyordu. Peter hayata attığı imzanın babası tarafından da tanınmasını istemişti. Hangimiz istemeyiz ki?

 Kaynak: Antrenörlük Anılarım ve Ötesi - Celal Gürsoy


https://celalgursoy.com/2015/10/23/antrenorluk-anilarim-ve-otesi/#more-7462


Diğer ANILAR-YORUMLAR

Image

PANDEMİ SONRASI SPORUN GELECEĞİ

Şu günlerde hepimiz endişe içinde kendi derdimize düştük. Yaşadığımız dünyanın yakın gelecekte neye benzeyeceği konusunda fikir yürütecek halde değiliz. Ne yeterli bilgimiz var ne de daha önce buna be...

Image

KÜREK TARİHİNDE EN YAKIN BİTEN 2+ YARIŞI

İki Tek Dümencili teknesi 1992 Barcelona Olimpiyatında son kez yarıştı ve olimpik sınıftan çıkartıldı. Artık sadece non-olimpik yarışlarda izlenebiliyor. Bu tekne sınıfının en çekişmeli yarışı 1989 yı...


Image

F.I.S.A. da Nasıl Görev Alınır?

Dünya küreğini yöneten Uluslararası kürek federasyonu (FISA) ya üye 153 ülke bulunmaktadır. FISA nın 153 üye ülkesi her yıl ordinary kongrede ve her 4 yılda bir olimpiyat oyunları sonrasında yapılan e...


Image

BİR YORUM: SPORDA DİSİPLİN

Antrenman gurubumdan bir kaç kişi değişik zamanlarda uyguladığım askeri disipline hayran olduklarını, bu müthiş disiplinli ekibin bir parçası olmaktan dolayı çok mutlu olduklarını söylemişlerdi. Ne de...


Image

BİR YORUM: SPOR AHLAKI

Ulu Önder Atatürk’ün bundan yıllar önce söylediği ünlü “ben sporcunun, zeki, çevik ve ahlaklısını severim” cümlesini ne zaman hatırlasam aklımdan şöyle bir düşünce geçer: o zamanda Ulu Önder “ahlaklı”...