10-11 ANAHTAR

BİR ANI: 10-11 ANAHTAR



18 yaşında benden yaşça çok büyük ve tecrübe olarak fersah fersah ilerde olan Erdinç Karaer ile İki Çifte çekme şansına eriştim. Erdinç diğer ekiplerde olduğu gibi tekneyi Emin Hocanın ayarlamasını veya tamir etmesini tercih etmiyor her işi kendi yapıyor, bir taraftan da bana öğretiyor, Emin Hoca da işimize karışmadan uzaktan bizi takip ediyordu.



İlk milli takım tecrübemi 19 yaşında Klagenfurt’ta yapılan Avrupa Şampiyonasında yaşadım. Erdinç ile beraber bütün doğu bloku ülkeleri ile Amerika ve özellikle nasıl çalıştıkları bizim için bir sır olan Yeni Zelanda ekiplerinin kürek boyu, dirsek ve bilezik ölçülerini yazıyor, ayaklık, oturak, dümen teçhizatı gibi en küçük detayı bile not ediyorduk. Cahit Ustanın yaptığı kürekler ve ikinci sınıf bir İtalyan tekne ile yarışmamıza rağmen bu ölçülerle daha başarılı olacağımızı düşünüyorduk.

Genellikle ekiplerin yemek veya istirahat saatlerinde yarış yerinde kimse olmadığı zaman casus gibi gizlice ve hızla ölçüleri alıp not defterimize kaydediyorduk. Bir seferinde Rus takımının malzemecisi bizi yakalamış, kaçarken arkamızdan (tahminen) pek hoş olmayan bir şeyler söylemişti. Tabii ki bu işi yaparken üstümüzde milli takım forması yoktu!!!

Bu ölçü casusluğuna Türkiye’deki yarışlarda rakip takımların tekne ve küreklerini ölçerek de devam ettik. Ankara’da yapılan bir milli takım kampında sabah erken saatte Mogan Kayıkhanesinin arkasındaki sürülmüş tarlalarda bata çıka koşup bitik bir halde kayıkhaneye gelip yere yığılmıştık. Birazdan Antrenör Boraniç gelip “HAYDE, HAYDE SU” diye bağıracak ve Ankara’nın çöl sıcağında Mogan Gölünde 20 kilometrelik antrenmanımız başlayacaktı.

Biz koşarken Boraniç tekne ayarları ile oynayıp, idealindeki ölçüyü bulmaya çalışıyordu. Çok kısa sürede bir araya gelmiş karma bir ekiptik ve hangi tempoda çekeceğimiz bile daha belli değildi. Erdinç’le ikimiz bir İki Çifteye bir de Dört Teke oturup neredeyse günde dört antrenman yapıyorduk. Çok kez gölün ortasında durup biz sıcaktan buharlaşırken bilezik ayarlarında veya dirseklerde bitmek bilmeyen uzun değişiklikler yapılması gerekiyordu. En çok ihtiyaç duyulan aletler bir tornavida ile 10-11 anahtardı. Bunların ara sıra göle düştüğü de oluyordu...

Biz o gün kayıkhanenin serin zemininde oturup kısa bir süre için bile olsa gölgede olmanın keyfini çıkartarak nefeslenmeye çalışırken karşımızda asılı olan Mogan Kulübünün küreklerine bakıyorduk. Bir tanesinin diğerlerinden farklı şekilde kısa olduğu dikkatimizi çekti. Kürekleri indirdik, Danyal Abinin Dört Tek ekibinin kürekleriydi ve Hamlanın küreği diğerlerinden tam beş santim kısaydı. Bunun ne anlama geldiğini kürekçi arkadaşlarım çok iyi bilirler. Şaşırmıştık, yanımızda çelik metre ve not defteri taşımak artık bir zorunluluk olmuştu.   

Ertesi yıl yarış sonrasında bir gün erken saatte Galatasaray Adasındaki kayıkhaneye gelmiş teknenin dirseklerini takıyordum. Emin Hoca yanıma geldi ve gizli bir tavırla bana bir 10-11 anahtar verdi. “Bunu işin bitince takım çantasına koyma cebinde taşı, yarış yerinde gerekebilir” dedi.

Gerçekten de yıllar sonra antrenörlük yapmaya başlayıp aynı tekneye ağır kilo, hafif kilo, gençler, bayanlar ayar yapmak zorunda kalınca alet edevatın ne kadar önemli olduğunu anladım. En çok kaybolan alet de 10-11 anahtardı.  Emin Hoca sayesinde hiç eksikliğini hissetmedim ama sanırım her yarışta birkaç anahtar kayboluyordu. Yaşıtım olan kürekçi arkadaşlarım hatırlarlar, biz her işi kendimiz yapardık. Etrafımızda genellikle ayrı bir malzemeci, tekne bakım ustası, kayıkhaneci falan bulunmazdı. 


Yarış öncesi sporculara tekene temizliği ile terapi yapılırken (!)

Almanya’ya transfer olduğumda etrafımda sadece bu işlerle ilgilenen tecrübeli elemanlar olduğunu görünce biraz yadırgadım. Hatta kulübün malzeme işlerinden sorumlu yönetim kurulu üyesinden (!) kendi kullanımım için dört adet 10-11 anahtar istediğimde adamın yüz ifadesinin resmini çekebilseydim keşke diye düşünürüm. Adam bana uzaydan gelmişim gibi bakıp “siz nasıl isterseniz Herr Gürsoy” demişti ama bunu etraftaki herkesle paylaşıp, benim nasıl bir yokluktan geldiğimi anlatıp, alay ettiğini aradan zaman geçince anladım. Almanya’da yedek 10-11 anahtara hiç ihtiyacım olmadı. Tekne ayarı yaptığım sıralarda sanki ameliyata girmiş bir operatör gibi elimi uzattığımda gereken anahtarı elime tutuşturuyorlardı.



Teknelerin tamiri, bakımı, yüklenmesi, transportu (yarışa genellikle iki römork ile gidiyorduk), otellerin ayarlanması, yemek listeleri ve sporcuların yemek saatleri ile ilgili meseleler, tıbbi gereksinimler, tartılar, kuralar, numaralar hep o işin uzmanı eski tecrübeli kürekçiler tarafından hızla ve problemsiz olarak hallediliyordu.


Büyük treyler tam yüklü halde

Treyler sabah erkenden yola çıkmak üzere kulübün bahçesinde


Treyler uzun yolda verilen bir molada park yerinde

İşte o günlerden birinde yarış öncesi kayıkhanenin önünde oturmuş hazırlanan tekneleri, listeleri, römorkları seyrettikten sonra geç vakit eve döndüğümde organizasyonun mükemmelliğinden etkilenmiş olarak ve eski günlerdeki kıtlık içindeki basit sporculuk hayatımı düşünerek eşime şunu dediğimi çok iyi hatırlıyorum: “Almanlarla defalarca yarıştım, hiç geçemedim ama zaten geçseymişim çok ayıp olacakmış…”

Ben gene de yedek bir 10-11’i cebimde taşıdım. Bir şekilde onun cebimde durması bana güven veriyordu…

Celal Gürsoy, 04.12.2016

Diğer ANILAR-YORUMLAR

Image

PANDEMİ SONRASI SPORUN GELECEĞİ

Şu günlerde hepimiz endişe içinde kendi derdimize düştük. Yaşadığımız dünyanın yakın gelecekte neye benzeyeceği konusunda fikir yürütecek halde değiliz. Ne yeterli bilgimiz var ne de daha önce buna be...

Image

KÜREK TARİHİNDE EN YAKIN BİTEN 2+ YARIŞI

İki Tek Dümencili teknesi 1992 Barcelona Olimpiyatında son kez yarıştı ve olimpik sınıftan çıkartıldı. Artık sadece non-olimpik yarışlarda izlenebiliyor. Bu tekne sınıfının en çekişmeli yarışı 1989 yı...


Image

F.I.S.A. da Nasıl Görev Alınır?

Dünya küreğini yöneten Uluslararası kürek federasyonu (FISA) ya üye 153 ülke bulunmaktadır. FISA nın 153 üye ülkesi her yıl ordinary kongrede ve her 4 yılda bir olimpiyat oyunları sonrasında yapılan e...


Image

BİR YORUM: SPORDA DİSİPLİN

Antrenman gurubumdan bir kaç kişi değişik zamanlarda uyguladığım askeri disipline hayran olduklarını, bu müthiş disiplinli ekibin bir parçası olmaktan dolayı çok mutlu olduklarını söylemişlerdi. Ne de...


Image

BİR YORUM: SPOR AHLAKI

Ulu Önder Atatürk’ün bundan yıllar önce söylediği ünlü “ben sporcunun, zeki, çevik ve ahlaklısını severim” cümlesini ne zaman hatırlasam aklımdan şöyle bir düşünce geçer: o zamanda Ulu Önder “ahlaklı”...