OLİMPİYATLARIN İLETİŞİM VE FİNANSAL KONULARDAKİ EVRİMİ




1896 yılında Atina’da başlayan Modern Olimpiyat Oyunları amaçlandığı gibi spor müsabakaları gösterisi gibi olmadı, spor branşlarındaki kurallar daha tam oturmamıştı. 1900 Paris, 1904 St. Louis ve 1908 Londra Olimpiyatları spor şenliği yerine bir panayır havasında geçti, tanıtım ve iletişim açısından organizasyon çok zayıftı.

 1912 Stockholm Olimpiyatında ilk defa tanıtım posterleri hazırlandı, müsabakalara daha önem verilerek elektronik zaman ölçümleri ve foto finiş teknikleri kullanıldı.

1924 Paris Olimpiyat Oyunlarını 1000 gazeteci izledi. Dünya, gazeteler ve dergiler sayesinde gecikmeli dahi olsa oyunlarda olup bitenlerden haberdar oldu.

1932 Los Angeles Olimpiyatında NBC radyosunun geç saatte yayınlanan kısa akşam haberlerinde günün olaylarını özetlerken olimpiyat oyunlarından da bahsedildi. Bu olimpiyat tarihindeki ilk radyo yayını oldu. O tarihte organizatörler bu tip yayınların bilet satışlarını kötü yönde etkilemesinden endişe duydukları için medyanın işe karışmasına pek sıcak bakmıyorlardı.

1936 Berlin Olimpiyatında ilk televizyon yayını yapıldı. 175 müsabaka ile ilgili toplam 138 saatlik görüntü oluşturuldu. Televizyon yayını, o günkü teknik olanaklarla ancak Berlin merkezine 15 km uzaklık içinde bulunan çeşitli izleme noktalarına dağıtılıyordu, “izleme noktaları”ndan kasıt sadece kayıtlı birahanelerdi. Bu sayede kapalı devre televizyon yayını olarak da adlandırılabilecek olan yayını seyredenler de sayılabildi.  Dolayısıyla tarihte ilk ve tek olarak seyirci sayısı tam olarak belirlenen bir reyting neticesi elde edildi. Yayınları tam o günlerde Berlin yakınında olma şansını yakalayan 162.228 kişi seyretmişti.

Alman ulusal yayın kuruluşu etkinlikleri kaydetmek için üç adet kamera kullanmıştı. Kameraların her biri 200 kilo ağırlığındaydı. Objektiflerdeki lenslerin değişmesi için dört kişi gerekiyordu. Sadece yeterli güneş ışığı olduğu zaman çekim yapılıyordu, kameraların biri canlı yayın yaparken diğer ikisi görüntüyü 65 saniye gecikmeyle aktarabiliyordu. Görüntüler çok net olmadığı için canlı yayın yapılması medyada ve halk arasında pek heyecan uyandırmamıştı.   

Araya II. Dünya Harbi girince bir sonraki olimpiyat ancak 12 yıl sonra 1948’de Londra’da gerçekleşti. 1948 Londra Olimpiyatı ilk olarak televizyondan naklen yayınlandı. O tarihte İngiltere’de 80.000 TV olduğu tahmin ediliyordu. Londra’nın 80 km çevresinde oturanlar evlerinde olimpiyatları izleyebildiler. Bu sınırlı kapsama alanına rağmen Londra Olimpiyatlarını televizyondan günde 500.000 kişinin izlediği tahmin ediliyor. Harp sonrası yokluk zamanları olmasına rağmen oyunlara rekor sayıda ülke ve sporcu katılmıştı.  

BBC, oyunların yayın hakkı olarak Londra Organizasyon Komitesine 1000 Gine (1 Gine = 1 Pound + 1 Şilin) değerinde bir çek verdi, ancak oyunların sonunda bilet satışından gelen para tatmin edici olunca Organizasyon Komitesi çeki bozdurmadı ama oyunların yayın hakkını almak için para ödemek gerektiği böylece anlaşılmış oldu.

1952 Helsinki ve 1956 Melbourn Olimpiyatların medya kuruluşlarının yayın hakkı ödeme konusunda büyük itirazlarına sahne oldu.

Helsinkiden uluslararası tv yayını yapılamadı.

Arada geçen dört yıl içinde Melbourne için münakaşalar devam etti. Olimpiyat Oyunlarındaki spor müsabakalarının bir “haber” olduğu ve bunu yayınlamak için para talep edilmesinin hür yayıncılık ilkelerine aykırı olduğu iddia edildi. Örnek olarak gazetelerin, dergilerin serbestçe, hiçbir ücret ödemeden yayın yaparken neden televizyonun para ödemesi gerektiği sorgulandı. NBC olayı mahkemeye kadar taşıdı. Bütün bu itirazlara rağmen Melbourne Olimpiyat Komitesi yayın hakkını yeni kurulmuş olan İngiliz Associated Rediffusion’a 25.000 Sterlin karşılığında sattı. Bu ajans da Amerika için yayın hakkını her gece yayınlanacak olan özel bir programla seyircilere ulaştıracak olan Westinghouse şirketine 500.000 dolar karşılığında devretti. Bütün bunlar olurken tehditler ve politik baskılar sonucu Melbourne Komitesi geri adım atarak Rediffusion ile yaptıkları anlaşmayı iptal ettiler.  Çeşitli alternatifler tartışılırken Olimpiyatlar yapıldı, bitti ve neticede Melbourne Olimpiyatları hiçbir uluslararası televizyonda yayınlanmadı.

Ancak önemli bir kavram artık red edilemeyecek şekilde anlaşılmıştı; spor müsabakaları ve olimpiyatların yayın hakları bundan böyle ücretsiz olmayacaktı.

1956 yılında Melbourne Yaz Oyunlarından kısa bir süre önce İtalya-Cortina’da yapılan Kış Oyunları TV’de yayınlandı. Böylece 1956 Cortina naklen yayınlanan ilk kış olimpiyatı oldu. İlk yayın acemiliklerle doluydu. Olimpiyat Meşalesini en son taşıyan Guido Caroli buz pistinin üzerindeki TV kablolarına takılarak düştü ve meşale söndü, bir rivayete göre seyircilerden biri yetişerek bir kibrit çaktı ve meşale sönmeden yerden kaldırıldı.

IOC Başkanı Avery Brundage, TV’nin naklen yayın yapmasının ne anlama geldiğini pek anlayamamıştı. 1956 yılı IOC Yönetim Kurulu toplantısında şanssız bir açıklama yaparak “Olimpiyat hareketi 60 yıldır TV olmadan gayet iyi durumdaydı, gelecek 60 yılda da televizyon olmadan iyi olmaya devam edecektir” dedi. 

1960 Roma Olimpiyatı, televizyon aracılığı ile canlı olarak izlenen ilk olimpiyat oldu. Avrupa çapında 18 ülkede takip edildi. Yayınlar video aletleri sayesinde kaydedildi.

1960 Roma Olimpiyatında ilk defa olimpiyatların yayın hakları satıldı ve ABD'li CBS kanalı bunun için 394.000 dolar, Avrupa Yayın Birliği (EBU) ise 660.000 dolar ödedi. Soğuk Savaş ortamında olimpiyatların televizyon yayınları ve her olimpiyatta bu yayınlara artan ilgi birçok ülke tarafından siyasi propaganda amacıyla da kullanıldı. Olimpiyatların televizyonda yayınlanması, yayın gelirleri yanında reklam gelirlerinin ve daha çok izleyiciye ulaşılması sayesinde toplam gelirin artmasını sağladı

Aynı yıl 1960 Kış Olimpiyatı Amerika’da Tahoe Gölü kıyısındaki Squaw Vadisinde yapıldı, Olimpiyatlara karşı özel merakı olan Walt Disney’in baskısı ile CBS yayın hakkını satın aldı ama çok düzensiz ve hevessiz bir yayın politikası izlendi.

1964 Tokyo Olimpiyatında ilk kez Syncom3 Sateliti sayesinde kıtalar arası televizyon yayını gerçekleşti. Amerika hala olimpiyatlara ilgi göstermiyordu.

1972 Münih Olimpiyatı için ABC 7.5 milyon dolara Amerika yayın haklarını aldı ama ilgi çok azdı. Sonra aniden İsrail’li sporculara yönelik terör hareketi yaşandı ve Amerika’da yayınlar izlenme rekoru kırdı. Bunu reklam satışlarındaki patlama izledi. Münih’te 8 İsraillinin katledilmesi Amerikalıları ekran başına kitlemişti.

1976 Montreal Olimpiyatı için ABC, dört sene önce Münih’te verdiği teklifi üçe katlayarak 25 milyon dolar teklif etti. ABC, işin özünü kavramıştı. Aynı yıl 1976 Innsbruck Kış Olimpiyatı için 10 milyon dolar ödedi ve bir milyon dolar kar etti.

1980 Moskova Olimpiyatı için Rus Organizatörler Amerikalı yayıncılardan (biraz alay edermiş gibi) 210 milyon dolar talep ettiler. Olimpiyatların başlamasına 7 ay kala Rusya Afganistan’ı işgal edince Amerika Başkanı Carter Olimpiyatları boykot etti. NBC ödediği beldin bir kısmını sigorta şirketleri aracılığı ile geri aldı ama gene de 30 milyon dolar zarar ett.

Moskova Olimpiyatına batılı ülkelerin katılmamasına rağmen 20 televizyon kanalı oyunları naklen verdi. Bu sayı Montreal’de 16, Münih’te 12 ve Mexico’da 7 idi. Açılış merasimi sırasında Salyut 6 Uzay aracı personeli canlı yayına katıldı ve uzaydan başarılar diledi.

Bundan sonra hızla gelişen teknolojinin yardımı ile inanılmaz rakamlar konuşulmaya başlandı ama olimpiyatlar düzenleyen ülkeye mali külfet getirmeye devam etti. Organizasyonu yapan ülkenin en büyük kazancı, ülkenin daha sonraki spor tarihinde önemli yer tutacak olan olimpik tesisler oldu.   

Maliyetlerin ürkütücü boyutlara ulaşması yüzünden 1984 Olimpiyatını organize etmek için Tahran ve Los Angeles’ten başka kimse aday olmamıştı. Daha sonra Tahran sadece çekilmekle kalmadı, Amerika’da yapılan olimpiyatı doğu bloku ülkeleri ile birlikte protesto ederek katılmadı.

1984 Los Angeles Olimpiyat Oyunları ilk kez özel sektör tarafından finanse edildi. Bunlardan biri olan Coca Cola, oyunlar boyunca 21 milyon içecek sattı. Levi Strauss Amerikan Milli takımlarını giydirerek ülke çapında büyük sempati topladı, McDonald’s çok etkili reklam kampanyaları yürüttü, gene de 719 milyon dolar gibi mütevazi sayılabilecek bir bütçe ile yönetilmeye çalışılan 23. Yaz oyunları zararla kapandı.

1988 Seul Yaz Olimpiyatları'nda televizyon yayın gelirleri olimpiyatlardan üç yıl önce 140 ülkeden 227 yayın kuruluşuna satıldı ve 407 milyon dolar gelir sağlandı. The Oxford Olympics Study araştırmasının raporuna göre Seul Olimpiyatının kaça mal olduğu hakkında net bir bilgi elde edilemedi.

1992 Barselona Olimpiyatlarının bütçesinin 9.7 milyar dolar olduğu açıklandı. Bu rakam, planlanan bütçenin %266 fazlasıydı. Yüksek bütçe karşılığında yıllardır ilk kez boykotlarla lekelenmeyen bir olimpiyat, 169 ülkeden 9356 sporcunun katılımı ile düzenlendi.

 




Resim: Son altı olimpiyatın maliyeti, ve bütçeyi ne kadar aştığının grafiği

1996 Atlanta Olimpiyatı 4.14 milyar dolara mal oldu. Bu rakam hesaplanan bütçenin %151 fazlası idi.

2000 Sydney Olimpiyatının açılış merasimi Sydney Olimpiyat Stadyumunda 110.000 kişinin takip ettiği ve dünyada televizyondan 3.7 milyar kişinin izlediği bir merasimle yapıldı.

2004 Atina Olimpiyatı tarihte ilk kez internet üzerinden naklen yayınlandı.

2008 Pekin Olimpiyatı ilk olarak HD (High Definition) olarak yüksek çözünürlükte dünyaya yayınlandı.

2012 Oyunlarına hazırlanan Londra şehri ulaşım sorununu da çözerek müsabakalar boyunca Olimpiyat Parkına saatte 25.000 kişiyi taşıyabilecek bir seviyeye ulaştı.  Ulaşımda en büyük ilgiyi Olimpic Javelin adı verilen hızlı tren gördü.

Londra Olimpiyatına Acer, Atos, Coca-Cola, Dow, General Electric, McDonald’s, Omega SA, Panasonic, Procter & Gamble, Samsung ve VISA sponsor oldular ve IOC bu firmalardan 1.4 milyar Sterlin destek aldı.

Olimpiyat Logosu birçok kişi ve kurum tarafından anlaşılmaz bulunarak tenkit edilmişti, Logo için tasarımcılara 400.000 Sterlin ödenmişti. 

2012 Olimpiyat Oyunları, bütçesini %289 aşan Londra’ya 14.96 milyar dolara mal olurken elde edilen toplam gelir ancak 4 milyar dolar oldu.

2016 için hazırlanan ve bundan ders alan Rio, bütçesini aşmamak için çok çaba harcamasına rağmen gene de %51 aşarak olimpiyatı 4.58 milyar dolara düzenledi.  Gelirler beklenenin çok altında oldu. Rio’da en çok ilgi çekmesi beklenen müsabakalarda dahi tribünlerin yarısı boş kaldı. Biletlerin fiyatları tenkit edildi ancak öğrencilere bedava verilmek üzere hazırlanan 280.000 biletin yarısının da kullanılmadığı da üzerinde düşünülmesi gereken başka bir gerçek olarak karşımıza çıktı.

Naklen yayın hakları konusunda birçok ülkede kaos yaşandı. Türkiye de bunlardan biriydi. 31. Yaz Oyunlarının başlamasına iki gün kala hakları elinde tutan Saran Medya Gurubu 3 milyon liraya TRT’ye devretti. Müsabakaları canlı olarak izleyen kişi sayısı aradaki zaman farkından dolayı çok az oldu, beklenen reklam gelirleri elde edilemedi.

Tüm dünyada maliyetlerin artması, buna karşılık izlenme oranı ile birlikte gelirlerin düşmesi sonunda IOC yeni projeler araştırmaya başladı.

2016 RİO'DAN SONRA ÇÖZÜM ARAYIŞI

1988 Seul Olimpiyatında Alman Sekiz Tek ekibinde Altın Madalya kazanmış, altı kez Almanya Şampiyonu olan eski kürekçi, İşletme Ekonomisi Profesörü ve Spor Ekonomisti Wolfgang Manning, Rio Olimpiyatları sırasında yapılan sempozyuma katıldı. Sempozyum, olimpiyatların gelecekte nasıl finanse edilebilecekleri konusundaydı. Wolfgang, 1995-2001 arasında Alman Kürek Federasyonu Başkanlığı yapmış, 2000 yılında da Olimpiyat Onur ödülünü almıştı. Konu hakkında derin bilgi ve tecrübesi vardı. Wolfgang, yakın gelecekte olimpiyat organize etmek isteyen ülkeler için radikal mali kararlar alınması gerektiğini savundu.

 



Resim: Wolfgang Manning

Bu gerçekleşmezse gelecekte olimpiyat yapmak isteyen şehir bulmakta güçlük yaşanacağı biliniyor. Yakın geçmişte Hamburg şehrinin halk oylaması ile adaylıkta çekilmesi buna bir örnek olarak görülüyor.

Rio Olimpiyatlarının mali yükünün %57’sinin özel yatırımcılar tarafından üstleneceği öngörülmüştü ama gerçek öyle olmadı, olimpiyat masraflarının %67’si vergi mükelleflerinin cebinden çıktı.

Mannig, bu sistemin değiştirilmesi ve kentlerin Olimpiyat organizasyonuna özendirilebilmesi için Komite'nin bu kadar talepçi olmayıp yerel organizasyon komitelerine yaptığı yardımı arttırması gerektiğini söylüyor. Wolfgang Männig, “Artık Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin ‘ihtiyacınız olan 20 bin kişilik olimpiyat stadının masrafını üstleniyoruz, size hediyemiz olsun' diyebileceği bir noktaya geldik” dedi.

ŞAHSİ DÜŞÜNCEM

(2016 yılının ardından 01.01.2017 tarihinde yayınladığım şahsi düşüncelerime aşağıda tekrar yer veriyorum:)

1968 yılından beri gerçekleşen on üç olimpiyatı nefes almadan izleyen, detaylarıyla takip eden ve sonunda bu konuda 600 sayfalık kitap yazan bir antrenör / sporcu / yönetici olarak oyunların geleceği hakkında şöyle bir teorim var:

Beş kıtada, o kıtadaki tüm ülkelerin orantılı olarak finansal katkısı, IOC’nin planlaması ve desteği ile tüm spor branşlarını kapsayan birer Yaz ve Kış Olimpiyat Merkezleri kurulabilir. Bu tesislerin kullanımı o kıtadaki tüm ülkelere açık olabilir. Bu tesislerde tüm spor branşlarında olimpiyatlara yönelik üst düzey sporcuların yetiştirilmesi için spor akademileri kurulabilir. Ülkeler o akademilere girebilecek kalitede sporcular yetiştirmek üzere uzun vadeli planlarla çalışabilirler. Kıtalar, kendi içlerinde hazırlık amaçlı Ara Olimpiyatlar düzenleyebilirler. Dört yılda bir değişerek bir kıtadaki tesislerde olimpiyat düzenlenebilir. Beş kıta tamamlanınca yani 20 yıl sonra aynı tesise tekrar sıra gelir. Böylece her dört yılda bir, bir ülkenin büyük bir finansal yük altına girerek tüm spor branşları için olimpik tesisler inşa etmesi zorunluluğu ortadan kalkar, tasarruf edilen para daha geniş halk kitlelerinin spor yapması için harcanabilir.

Bu sistem oyunların naklen yayını için dev firmaların akıl almaz paralar ödeyerek yıkıcı bir risk altına girmesini de önleyebilir, çünkü her tesiste oturmuş, tecrübeli yayın ekipleri yetişecektir. Hangi kıtada olimpiyat yapılacaksa o kıtanın yayıncıları işi paylaşabilirler.

IOC elindeki bütçe ile işin planlanmasının ötesinde profesyonelce destek olmaya yönelebilir. Bu destek sadece para olarak değil, aynı zamanda tesis, eğitmen, sektörel uzmanlar gibi sporun çevresinde olması gereken tüm lojistiği ve tıp, mühendislik, turizm, gastronomi gibi meslekleri de kapsamalıdır.

Sportif açıdan bakılırsa spora yeteri kadar finansal destek yapamayan ülkeler için ideal bir çözüm ortaya çıkmaktadır. Günümüzde spora en çok yatırım yapan ülke dahi tüm branşlara yeteri kadar destek olamamakta, ancak mevcut sporcu potansiyeline bağlı olarak belirli branşlara ilgi gösterebilmektedir.

Her kıtada tüm spor branşları için kullanıma hazır tam teşekküllü tesislerin ve akademilerin olması sporu külliyen daha ileriye götürecektir.

Celal Gürsoy

 

Diğer BÜLTENLER

10 Olimpiyatlık dizimizin onuncu videosu: 2016 Rio Olimpiyatı

10 Olimpiyatlık dizimizin onuncu videosu: 2016 Rio Olimpiyatı https://www.youtube.com/watch?v=IMXKTFxvG2Q...

Image

10 Olimpiyatlık dizimizin dokuzuncu videosu: 2012 Londra Olimpiyatı

10 Olimpiyatlık dizimizin dokuzuncu videosu: 2012 Londra Olimpiyatı 10 Olimpiyatlık dizimizin dokuzuncu videosu: 2012 Londra Olimpiyatıhttps://www.youtube.com/watch?v=pMOzq6vNQ-M&t=773s...


Image

SPORDA İNGİLİZ ÖLÇÜLERİNİN YARATTIĞI KARIŞIKLIK

MARATON YARIŞI NEDEN 42.195 METREDİR? Birçok kaynakta Maraton Yarışının uzunluğu olan 42.195 metrenin antik Yunandan geldiği belirtilir. Bu tam olarak doğru bir bilgi değildir. Gerçekten de içeriği de...


Image

10 Olimpiyatlık dizimizin sekizinci videosu: 2008 Pekin Olimpiyatı

10 Olimpiyatlık dizimizin sekizinci videosu: 2008 Pekin Olimpiyatı https://www.youtube.com/watch?v=VZ9TDJMUYAQ...


Image

10 Olimpiyatlık dizimizin yedinci videosu: 2004 Atina Olimpiyatı

10 Olimpiyatlık dizimizin yedinci videosu: 2004 Atina Olimpiyatı https://www.youtube.com/watch?v=oGOv3FDrkss...


Image

2000 SİDNEY OLİMPİYATI

2000 SİDNEY OLİMPİYATI10 Olimpiyatlık dizimizin altıncı videosu: 2000 Sidney Olimpiyatı https://www.youtube.com/watch?v=HZuFjP97tcw...